Ekranların Çocuklar Üzerindeki Etkisi
- Psikolog İrem Polat

- 18 Tem 2019
- 3 dakikada okunur
Pek çok çocuk ve genç akıllı cihazlara ve sanal dünyaya ba-yı-lı-yor!
Hatta pek çok bireyde bu durum sevginin de ötesinde bir bağımlılığa dönüşüyor.
Oyun yapımcıları ticari amaçlarına yönelik olarak bu bağımlılığı besleyecek her türlü
araştırmaya yatırım yapıyorlar.
Oyunlardaki ve videolardaki bilinçli tasarlanmış görseller, hareketler, ışıklar, ekranın
parlaklığı, görüntülerin ve seslerin ritmi beynin haz bölgesini uyarıyor. Oyun üreticileri
tarafından planlı şekilde ayarlanmış ödüller ve cezalar, oyun içinde belli bir oranda
başarısızlık, gençlerdeki oyun oynama arzusunu tekrar tekrar besliyor.
Özellikle ergenlik döneminde hiçbir çaba sarf etmeksizin, bir tuşla büyülü bir dünyaya
ulaşıyor gençler. Bu dönemde fazlasıyla ihtiyaç duydukları adrenalin bu oyunlarda mevcut.
Ayrıca bu oyunlarda, yüz yüze gelmeden, utanmalarına lüzum kalmadan akranlarıyla oyun
içinde sosyalleşebiliyorlar. Oyun karakterleri, taktikler gibi konularda ortak bir paylaşım
alanı bulabiliyorlar. Gençler sanal ortamda kendilerini çok daha kontrolde ve güçlü
hissediyorlar.
Elbette her şeyin fazlası zarar. Ebeveynler çocuklarının yoğun ekran kullanımını ekran
yasağıyla çözmeyi tercih ediyorlar. Peki ekranları yasaklama sonucunda gencin; adrenalin,
sosyalleşme, kendini kontrolde ve güçlü hissetme, bir gruba ait hissetme ihtiyaçlarına ne
olacak?
Ekrana bakmak beynin Alfa boyutunda dalgalar üretmesine yol açar. Çocuklar ve gençler bu
sayede gevşediklerini hissederler. Süreç adeta bir hipnoz etkisi gibidir ve etkisinden çıkmak
oldukça güçtür. Bu nesnelere sınır koyarken, ebeveynlerin, gencin ihtiyaçlarını gözeterek,
bilgece davranması önem teşkil eder.
Peki bilgece davranan bir ebeveyn ekran meselesini nasıl ele alır?
Öncelikle ebeveynin, kendi ekran kullanımı ve sosyal medyayla ilişkisini gözden
geçirmesi gerekiyor. Elinde sürekli akıllı cihaz olan bir ebeveynin çocuğuna örnek
olacağı aşikardır.
Erken yaşlarda ekranla kurulan ilişki çok önemli. Daha iyi yemek yesin, oyalansın,
sessiz kalsın diye çocuğa sürekli elektronik cihazlar verilirse, evde sürekli televizyon
açık olursa ekran kullanımı kalıcı hale gelir. Psikiyatrist Tisseron yaptığı araştırmalar
neticesinde ekran kullanımıyla ilgili 3-6-9-12 kuralını öneriyor. Bu kural
o 3 yaştan küçük çocukların ekrana maruz kalmaması,
o 6 yaştan küçük çocukların bilgisayar ve konsol oyunlarını oynamamaları
o 9 yaştan önce çocukların internette yanlarında bir yetişkin olmaksızın tek
başlarına gezinmemeleri
o 12 yaştan önce çocukların sosyal medya platformlarında yer almamaları ve
kendilerine ait hesaplarının olmaması gerektiğini anlatıyor.
Ekrana aşırı maruz kalmanın bireyler üzerindeki etkisini ailece araştırmak ve bir aile
toplantısında bu araştırmaların sonucunu hep birlikte konuşmak çok etkili olur. Bir
yetişkinden nasihat almaktansa, gencin bir konuyu kendi savunması meseleyi
içselleştirmesi için çok daha etkili olur.
Ebeveynler genelde çocuklarına ekranın zararlarını anlatırken “Bu senin geleceğin”
için gibi bir çocuk ve genç tarafından anlaşılması zor ve soyut kavramlar kullanırlar.
Bunun yerine; daha net ve basit açıklamalar yapmakta, somut örnekler vermekte, kısa
vadeli hedefler koymakta fayda vardır.
Çocukların belli bir sanal oyunu oynamasının bir gerekçesi vardır. Onları cezbeden
şeyi ne olduğunu ailece konuşmak aile içi paylaşım ve bağların kuvvetlenmesi için
önemlidir. Oyunların konusunu, karakterini, çocuk ve genç için önemini bir sohbet
konusuna dönüştürebilirsiniz.
Çocuğunuzun oynadığı oyunu gerek hayatla birleştirebilirsiniz. Eğer evladınızın
oynadığı oyun tarihle ilgiliyse, gerçek hayatta da onun tarihle buluşabileceği bir fırsat
sunabilirsiniz. Antik kentleri gezmek, tarihi eserleri, kazıları araştırmak ve renovasyon
çalışmalarında gönüllü olması gibi
Bazen ebeveynler oyunlarda çıkan seslerden dolayı çocuklarının oyunlarını
kendilerinden uzakta bir yerde oynamasını dilerler. Oysa bu oyunlar, gencin kulaklık
takarak ve ebeveyninin fiziksel ve ruhsal varlığının yanında oynanabilir. Böylece hem
ebeveynler sürece dair daha farkında olurlar, hem de çocuklar sürgüne gönderilmiş
hissetmezler.
Doğa yürüyüşleri, takım oyunları, rafting, kamplar vs. gibi gençleri doğada
buluşturacak, sosyalleşmelerine ve enerji sarf etmelerine olanak sağlayacak alanlar
yaratmak çok kıymetli olacaktır. Ailece yapılan programlar, sanat ve spor
faaliyetlerinde bulunmak, toplumsal etkinliklerin içinde rol almak önleyici olacaktır.
Ekran kullanımını gerçekçi bir plan dahilinde azaltmak ve bu konuda işbirliği içinde
gayret etmek önemlidir. Günde çok uzun saatler ekrana maruz kalan bir gencin bu
kullanımı birden sonlandırmasını beklemek gerçekçi değildir. Çocuk ekran
kullanımını azaltırken, ebeveyn de kendisi için güç olan bir konuda (örneğin her mail
geldiğinde bakmak gibi) daha özenli davranmaya gayret edeceğini ifade edebilir.
Her konuda olduğu gibi ekran ve sanal dünya konusunda da çocuğun ve gencin
duygularını kabul etmek, sınırları çizmek, rutinler belirlemek sürecin daha kalıcı bir
şekilde çözümlenmesine imkan sağlar.
Mühim olan ilişkilerdir. İlişkilere yatırım yapmak, duygusal ihtiyaçları karşılıklı bir şekilde
karşılamak çocuğun ve gencin sanal dünyada aradıklarını gerçek yaşamda bulmasına olanak
sağlar.





Yorumlar