Çocuklara Söylenmemesi Gereken 5 Cümle

Çocuklarımızı yetiştirirken çoğu zaman olumlu niyetlerle ve amaçlarla kullandığımız klişe

söylemlerin aslında işe yaramadığını biliyor muydunuz? İşte kullanırken özen gösterilmesi

gereken 5 cümle:

1. ‘Çok güzel bir resim çizmişsin’: Çocuklar çizdiği resmi veya yaptığı herhangi bir şeyi

size gösterdiğinde, tüm dikkatinizi ona vermenizi ister. Pek çok zaman çocukların

yaptıklarını övmenin, onların gelişimi için iyi olacağını düşünürüz. Oysa her türlü

yargı ifadesi çocukları rahatsız eder. ‘Harika bir resim yapmışsın.’ ifadesi bile bir süre

sonra çocuktaki inandırıcılığını yitirir. Hatta ‘Çok güzel resim çizdiğim takdirde

sevilirim’, ‘resmime sadece bakıp geçti, çok da ilgisini çekmedi’ gibi düşünceler

oluşmasına neden olabilir. Yersiz ve sürekli övgü performans kaygısı oluşturur. Çocuk

her şeyi ebeveynini memnun etmek için yapmaya başlar. Çocuğun yaptığı, ürettiği işi

överek yargıda bulunmak yerine, üretileni detaylı tasvir etmek çok daha etkilidir.

Örneğin: ‘Vay! Eteği mavi, bluzu mor boyamayı tercih etmişsin. Renk geçişlerine

bak! Ne kadar çok detay var! Burası daha açık mavi, burası daha koyu. Bu resim

bende pek çok duyguyu uyandırıyor.’ gibi detaylı betimlemeler çocuklar için çok

kıymetlidir. Her şeyden önce sizin onunla ilgilendiğinizi hissetmesine imkan

sağlayacaktır.


2. ‘Korkacak bir şey yok’: Korku; dışlanan, hor görülen ve toplum tarafından inkar

edilen bir duygudur. Korktuğunu belli eden kişiye ‘zayıf’ muamelesi yapılır. Korkuya

karşı olan bu toplumsal tepkinin, ötekinin korkusunu gören bireye, kendi varoluşsal

korkularını anımsatmasıyla açıklanabileceğini düşünüyorum. Bu söylemler, mevcut

sorunu çözmediği gibi pek çok zaman da bireylerin duygularını bastırmasına ve

gerilimlerinin artarak devam etmesine neden olur. Korktuğu için rencide edilen çocuk,

kendisini yalnız ve çaresiz hisseder. Ebeveyninin kendisini anlamadığını düşünür ve

kendisi hakkında olumsuz inançlar geliştirir: ‘farklıyım’, ‘güçsüzüm’, ‘yetersizim’,

‘zayıfım’ gibi.

3. ‘Bebek gibi ağlama’: Ağlamak ne zamandan beri zayıflık/ savunmasızlık göstergesi?

Erkeklerin ağlamayacağına kim karar verdi? Nedendir ağlarken ki bu mahcubiyet?

Oysa ağlamak bedenin rahatlamasına, kişinin kendini sakinleştirebilmesine imkan

sağlar. Bedenden kortizol (stres hormonu) atılır, bedende endorfin ve doğal ağrı

kesiciler üretilir. Oksitosin sayesinde dinginlik duygusu sağlanır. Göz çevresindeki

yabancı maddeler temizlenir. Ağlamakla barışalım. Çocuklarımız ağladıklarında, bu

aslında biyolojik olarak verdikleri bir reaksiyon. Bin yıllardır insan evladı neslini daha

iyi devam ettirmeye programlandı. Çocuk ağladığında dikkatini başka bir yere

çektiğimizde, bedenden ve zihinden atılmak istenen dışavurumun önüne geçmiş

oluruz. Oysa ağlayan çocuğa eşlik etmek, onu kapsamak, sarılmak, duygularını dile

dökmek, ‘Bu senin için zordu, hayal kırıklığına uğradın, buradayım, yanındayım’

demek ne şifa doludur... Durdurmak, ötelemek, halının altına süpürmek sadece anı

kurtarır.


4. ‘Derhal odana git!’: Çocuklarla yaşanan sorunlarda en sık kullanılan cümlelerden biri

bu! Peki 11-12 yaştan önce bu söylemin herhangi bir işe yaramayacağını, aksine

çocuğa zarar vereceğini söylesem ne düşünürsünüz? Odasına gönderilen çocuk, neyi

düşünmesi gerektiğini bilmez. Ergenlikten önce beynin ilgili bölümleri henüz tam

anlamıyla gelişmediği için çocuk kendini tecrit edilmiş hisseder. Sebep ve sonuç


ilişkisini analiz edebilme, kendine dışardan bakabilme karmaşık bir sistemdir. Çocuk

için ebeveyninden uzakta kalmak çok ağır bir bedeldir ve bu durum tekrar ettikçe,

süreç, yaşamı boyunca bireyin kendilik algısını olumsuz etkileyecektir. ‘Ben kötü

biriyim’, ‘Ben annemi hasta ediyorum’, ‘yalnız kalmaya mahkumum’ gibi.

Reddedilmek, uzaklaştırılmak çocukları strese sokar. Salgılanan hormonlar

neticesinde ‘odasında’ yoğun duygularıyla bir şey öğrenmesi, yaşanılanlardan ders

çıkarması ve hatasını düzeltmesi imkansız hale gelir. Yaşanan her ne ise çocukla

kalmak, duygusunu tasvir etmek, gerekli durumlarda onarmaya yönelik yaptırımlarda

bulunmak çok daha işlevsel olacaktır.

“Çok öfkelisin. Canını sıkan nedir? Bana anlatabilirsin.”, “Bütün duvarları çizmişsin.

Duvarlar çizmek için değildir, çizmek için kağıt kullanabilirsin. Şimdi süngeri

getirebilirsin. Bunu silmemiz gerekiyor.’

Eğer sakinleşmek için sizin mesafeye ihtiyacınız varsa, çocuğu reddetmeden ‘Benim

sakinleşmeye ihtiyacım var. Odamda rahatlayıp, 10 dakika sonra buraya geleceğim.’

ifadesi, çocuğun, ötekinin gereksinimlerini fark etmesine imkan sağlayacaktır.

5. ‘Hadi’: Ülkemiz çocukları ‘hadi’, ‘yap’, ‘dur’, ‘kalk’, ‘topla’, ‘yatağa’, ‘giyin’ vs. gibi

talimatlara sık maruz kalıyor. Yapılan araştırmalar erkek çocukların, kız çocuklara

oranla beyinlerinin sözel kısmının daha geç geliştiğini ortaya koyuyor. Yani kızlar

kendilerine söylenenleri dinlemeye daha erken dönemde hazır bulunuyorlar.

Araştırmacılar, özellikle sık komutlara alışmış çocukların, ikinci sözcükten sonrasını

dinlemediğini belirtiyor. Ebeveynler ‘beni duymazdan geliyor’, ‘söylediklerimi

umursamıyor’ diye düşünebilir. Çocuklar kendilerine sürekli ne yapmaları gerektiği

söylendiğinde kendilerini aciz ve bağımlı hissederler. İpucu: Çocuklarımıza

dokunarak ve onlarla göz teması kurarak iletişim kurmak, onların dikkatini

çekebilmemizi sağlar. İlle de komut vermemiz gereken durumlarda kısa ve öz

cümleler seçebiliriz. Böylece hem dikkatleri dağılmaz hem de nasihat veriliyor

hissetmezler. Amacımız çocuğun utanç duyması değil, öğrenmesidir.

İletişim

Klinik Psikolog İrem Polat

Adres : Mita Psikoloji, Nisbetiye Mahallesi, Başa Sokak, Emin Usta Apt, No:14, D:2, Levent / İstanbul

E-Posta : psikologirempolat@gmail.com 

Telefon: 0553 708 64 82

  • Black Facebook Icon